19 Mayıs 2010 Çarşamba

ANLAMAK, KABULLENMEK

Benliğimizi yakan, sınırlarımızı zorlayan şeyler bizi rahatsız eder ve mümkün olduğunca onlara karşı savunmaya geçer yada kaçmanın yollarını ararız.
Oysa ondan kaçmak, kurtulmak yerine acaba anlamaya mı çalışmalıyız?
Kabullenmek demiyorum. Anlamak ve kabullenmek ayrı mekanlar. Kimbilir belki de anladığımızda kabulleniriz, ki o zaman bu yine kabullenmek olmaz, kabullenmek bir zorlama içerir ama anladıktan sonra hiç bir zorlama yoktur.
Acaba bizi zorlayan şey niçin karşımızdadır? Madem Tanrı bize taşıyamayacağımızdan fazlasını yüklememekte, o zaman bunu taşımalı ama taşırken anlamaya mı çalışmalıyız?
Bu zorlama hayatımızda neden var?
Yoksa bizim simyamız mı olacak.

3 yorum:

ruhumun pusulası dedi ki...

Son kelime sihirli gibi; simya.Evet hepimizin öfke sınırı, katlanma sınırı, sevgi ve anlayış sınırları var. Belki de kendi oluşumumuzu çözdüğümüzde paralelinde ilişkilerimizi de çözebiliriz. Ama şuna eminim ki çok değişkeniz, bu durumda da çözümü bulacak tek şey hoşgörü oluyor. ama gülüp geşmek değil...

düş dedi ki...

Acaba zorlayan şey niçin mi karşıdadır?sen(ben,o,şu,bu) onu içinde bilmediğin için, sen onu ötelediğin için, sen onu öteki yaptığın için, senden bilip, sen diye sarmadığın için,savunma yaparken karşıdaki düşman olur ve onu yaratan senin saldırganlık düşüncelerindir, o düşünce, senin, benim, onun, şunun, bunun gibi,düşten çıkıp fizik alemde maddeleştiğinde ama ama ama demek işe yaramaz..gül düşün gül olursun diye söylerya Mevlana..

guguk kuşu dedi ki...

sevgili düş, başka söze ne hacet, sen dile getirmişsin, ben hep bu yüzden düşüyorum ya.
pusulacım, haklısın hoşgörü ile geçiştirmek başka şeyler.