4 Mart 2013 Pazartesi

NEFİSANIM TEYZE




Aslında sedir daha yüksek olmalıydı diye düşündüm; dışarıyı rahatça görmek için. Çocukluğumda Nefise Hanım Teyzenin (aslında kısaca nefisanım teyzeydi adı, şimdi böyle söylediğimde çocuklar gülüyor. Oysa bizim için o zaman gayet normaldi böyle söylemek. Hatta şimdi de çok normal. Çağ farkı şuan benim aleyhime döndü. Geçmişte aynı şeyleri ben babaanneme söylerdim sanırım. Garip Nezehat Teyzeye yalnızca Nezehat teyze derken Nefisanım Teyze demem. Ama Fatmanım teyzede aynı kategoride olduğuna göre sanırım daha yaşlı teyzelerin isimlerine hanım kelimesi ekleniveriyordu o dönem ve isimle hanım kelimeleri kaynaştırılıveriyordu. Ha bi de Nafiyanım Teyze var; onu hiç anlatmayayım, paragfarın içi dışından daha uzun oldu). Paragraf uzun olunca sedirle bu Nefisanım konusunun bağlantısını unuttum. Hıh tamam tamam hatırladım. Bahçe katı bir evde oturuyordu Nefisanım Teyze, Ankarada, Yenimahallede. 3 katlı, bahçeli bir binanın bahçe katındaydı evi. Zaten Yenimahallede evler en fazla 3 katlıydı, hep bahçeliydi. Bahçelerde meyve ağaçları olurdu, yazın dalından çeşit çeşit meyveler yerdik. Ağaçların altında peynirli, zeytinli, yumurtalı piknikler yapardık. Nefisanım teyzenin evinin camları tam bahçeye sıfırdı. Ve pencerelerin geniş eşikleri vardı. Gider gitmez camın eşiğine yerleşir saaatlerce oyunlar oynardım. İskambil kağıtları ile kızılderili kabilelerinin çadırlarını yapardım, hayallere dalar, gitme vaktinin geldiğini farketmezdim bile. Bir de salonundaki müzik kutusuydu oraya keyifle gitmek istememin nedeni. Tabi Nefisanım teyze de çok tatlı biriydi. Allah Rahmet eylesin. Bahçedeki tüm toprağı yorgan gibi örtmüş sonbahar yaprakları, eve mutfaktan girilmesi, çıtır çıtır yanan soba, saatlerce oynadığım pencere önü, müzik kutusu......çocukluğum. O pencerinin önünde zamanın kayboluşu, zamanın kaybolması ile benim evrenden kopup gidişim. O anları yeniden yakalamaya çalışıyorum. O ana ait hatıralar mutluluğun, huzurun anahtarı benim için. Orda hissettiklerimi hissediyorsam doğru yoldayım demektir. Sonra renk, renk, boy, boy düğmeler geliyor gözlerimin önüne. Renklerine, şekillerine göre kategorize ettiğim, dizdiğim saatlerce oyalandığım düğmeler. Anı yaşadığım hatıralarım. Güzelevlerdeki çocuk bahçesi, sarı çiçekler, onların arasında tek tük bulabildiğim böğürtlen benzeri ekşimsi tatlı küçük meyveler. Her buluşumda mutluluktan uçtuğum. Bana göre adı "oturma park"ı olan parktaki çamın altındaki, sadece benim için çıktığına ve bana göründüğüne inandığım renkli çiçekler. Parka gittiğimizde babaannemler banka oturunca sessizce çamın altına eğilir, çimenlerin arasında çiçeklerimi arardım. Bulduğum andaki heyecanımı, hayretimi hiç bir kelime ile anlatamam. O anda evren sadece o çiçekler ve benden ibaret olurdu. Aslında şimdi daha iyi anlıyorum o hayretin, heyecanın, büyü hissinin nedenini; ben ve çiçekler de kalmazdı o "anda". İşte bu bahsedilen, algılanmaya ve içinde kalınmaya çalışılan "an" denilen şey tam da buydu. Çamın altında çiçekleri bulmam. Sihirdi, büyüydü, benim içindi, hiç birşeye değişilmezdi, parayla satın alınmazdı......Yine tahta masanın altında kendi kendime oynadığım evcilikler. Küçük Kadınları okumak, okurken taze ekmek arası peynir, domates, taze soğan yemek. Onlarca kez okuduğum cümleleri her seferinde heyecanla, artan bir heyecanla okumak, Ayten Hanım Teyzenin çağlalarını çalmak (anlaşılan Ayten Hanım Teyze de nispeten yaşlıydı), Tom Sawyer, Arı Maya...............sobanın çıtırtıları, üstündeki güğümün cıyırtısı, yanında yatan kedim pamuk, somyalarımız, bahçedeki armut ağacının baharda açan bembeyaz çiçekleri, martta azıp armut ağacına tüneyerek konser veren kediler........çocukluğum. Bir süredir farkındayım ki beni hala hayrete sevkeden yüreğime evreni sığdıran bu küçük, küçücük "anlar". Benim olmayan ne çok şey tıkıştırmışım hayatıma. O kadar az şeye ihtiyacım var ki. Aslında bunlara ihtiyaç bile denmez. Evrenin zaten bana sundukları, çabalamadan önüme çıkıverenler. Bana  sadece keyfini sürmek kalıyordu.  Artık elimde bir ışık var, bulacağım şeyi biliyorum. Bu yolda kendime birşeyler eklemek değil giderek eksilerek yürüyeceğim sanırım, üzerimdeki fazlalıkları daha doğrusu bana ait olmayanları attıkça beni bulacağım. Kabuklarımı soydukça hafifleyeceğim, kuşandığım silahları bir bir bırakacağım, bıraktıkça bu silahlara zaten hiç ihtiyacım olmadığını ve olmayacağını bileceğim, zırhlarımı çıkaracağım, çıkardıkça bacaklarım, kollarım özgürleşerek, daha rahat, daha hızlı yürüyeceğim. Derken bir ayna çıkacak karşıma. Bu uzun yolun sonunda kendime bakmak isteyeceğim onca zamandan sonra. Aynada hiç bir şey olmayacak ve bu beni sonsuz huzura kavuşturacak. İşşşşşte bu!, tam da bu! aradığım diyeceğim. Artık tüm evrenin içimden akabileceği bir boşluk oldum. Flütteki boşluğum artk, inanılmaz güzellikteki melodiler çıkacak bu boşluktan. Ve o anda, tıpkı çiçekleri bulduğum anda olduğu gibi, sadece bu kadardı işte, boşuna yaşamadım diye gülümseyeceğim. Ve karşı kıyıya geçmekten hiç korkmayacağım o zaman.

20 yorum:

nomen dedi ki...

huzur ilham edici bir yazı. huzurunuz olsun, daim olsun sevgili dostum!

guguk kuşu dedi ki...

herzaman düşündüm, sihirli lamba elime geçse ve tek dilek hakkım olsa ne isterdim diye sevgili nomen, ciddiyetle düşündüm. HUZUR aklıma gelen, yüreğimden taşan tek kelime hep bu oldu. zaman içinde belki de anahtarını yitirdiğim bu kapıyı yeniden açabilirmişim gibi geliyor. Sevgili dostum, demekki içimdekini sana aktarabilmişim. HUZUR la kalalım HUZUR da kalalım.

Zelda Capulet dedi ki...

yaş aramız biraz var ama çok değil sanki. arı maya benden sonraydı, ama tom sawyer başucu kitaplarımdan biri oldu hep çocukluğumda... daha da önemlisi, bizler evdeki lükse, eşyaya değil, ayrıntılara takılınan yıllarda büyüdük değil mi? guguklu bir duvar saati, bahçede yapılan piknikler, evlerin pencerelerinin ardı daha çok anılarımızda saklı değil mi? içerde çok oyuncak yoktu. hayat dışardaydı o zamanlar...

guguk kuşu dedi ki...

Sevgili Zelda elbette yazarken seni düşünmüştüm:)
evet öncelikle çocukların arkadaşları olurdu şimdiki gibi izole ortamlarda sadece büyüklerle muhatap olmazdık. Hayat hakikaten dışardaydı. Tuvaletim gelince bile eve gelmezdim babaannem beni içeri alır bir daha bırakmaz diye:) Bu anlamda hayat dışarıdaydı. Çamurdan pastalar yapar üzerini çakıl taşını ve kiremitleri döverek oluşturduğum tozlarla süslerdim. Solucanlarla oynardım. Şimdi anlıyorum aslında bu oyun gibi görünen şeylerin bana ne çok bilgi ve keyif kattığını.
Diğer anlamda tamamen içerideydi, yürekteydi. Mutluluk sebepleri çok farklıydı.
Bu arada ben 42yim:)

ÖZGÜR dedi ki...

Geçmişim dediğimiz yalnızca anlattığın gibi hatıralardan ibaret değil mi Guguk Kuşu. Aman soyunup dururken sakın bunları unutayım demeyelim valla bana feci güç veriyor bu hatıralar.
Düşündüm de bizde de vardı Eminanım, Fethiyanım falan. Vay be. Yazmayalım yavrum böyle şeyler, okudukça daha çok ayırımına varıyorum ne kadar geride kaldıklarının.
Bu bahar da çiçeklerini bulman dileğiyle, sevgiyle...

guguk kuşu dedi ki...

özgürcüm bizde de bir fetiyanım teyze vardı:) Bunlar zaten öze ait olanlar çıkacak olanlar da belli. Evet evet özgür bu bahar o çiçekleri bulmak isterdim yeniden:)

cerenmus dedi ki...

Benim de var; Muammeranım teyzem, Sıdıkanım teyzem, ne güzel oldu onları hatırlamak.. Bloğunu demin buldum, çok sevdim :) Yorumculardan Zelda hayat dışarıdaydı o zamanlar demiş ama, içerde de kocaman bi'dünya vardı, divan altlarında saklanılan, pencere önlerinde hayal kurdurtan.. Bilgisayar da vardı ama, evin içi ve dışının yerini almamıştı daha. Güzel günlerdi.

guguk kuşu dedi ki...

cerenmus evet somya altları, masa altları.....burayı sevmene çok sevindim. ben de seni tanıdığıma çok sevindim.

Zelda Capulet dedi ki...

ben 45 oldum artık...

guguk kuşu dedi ki...

Hadi ya, nedense daha genç olduğunu düşünmüştüm. Gerçi kendimi de 27-28 arası hissediyorum da.

Zelda Capulet dedi ki...

öyle bir havam var değil mi?

guguk kuşu dedi ki...

evet.

yeni1anlam dedi ki...

Doğa çocuklarla başka konuşuyor, tane tane, acele etmeden. Doğayla gerçek bir bağ bir kez kurulduysa asla kopmuyor. Ah o çocukluğun gizemli gerçek dünyası. Ne güzel anlatmışsınız. Şimdiki çocuklardan çalınan, çok güzel tarif ettiğiniz bu bağı kurma fırsatı işte maalesef.

guguk kuşu dedi ki...

evet yeni1anlam, şimdiki çocuklardan çalınan birşey bu çok haklısın.şimdiki çocuklar arkadaşsız büyüyor, toprağa dokunmadan, hayvanlarla temas etmeden....

Vladimir dedi ki...

Çocukluk günlerini renkli biçimde anımsayabilmek ne güzel. Aslında hepimiz oturup bir gün denemeliyiz o günlerden bir şeyleri anımsamayı

guguk kuşu dedi ki...

vladimir hatırlamak çok önemli, çünkü o anılarda mutluluğun, huzurun anahtarı var.

Fuliyama dedi ki...

Çok güzel bir yazı bu..sonsuz teşekkürler!

guguk kuşu dedi ki...

sevgili fuliyama, çocukken sahip olduğumuz ama farkında olmadığımız bilgeliğe şimdi çok ihtiyacımız var. unuttuklarımızı hatırlamalıyız.

Ebrulikedi dedi ki...

Çok beğendim sıcacık yazını, kendi çocukluğumdan izler buldum. Boşluk mu şekli belirlers ence, yoksa şekil mi boşluğu? Huzurun kesintisiz olanı büyütmez insanı ama bir zaman için öyle olsun diye dileyeyim... Sevgiler....

Ebrulikedi dedi ki...

Çok beğendim sıcacık yazını, kendi çocukluğumdan izler buldum. Boşluk mu şekli belirlers ence, yoksa şekil mi boşluğu? Huzurun kesintisiz olanı büyütmez insanı ama bir zaman için öyle olsun diye dileyeyim... Sevgiler....