31 Mart 2009 Salı

İKRA


Yıllarca muhalefet konumunda kalmak

Ve her seferinde kendini yargılamak ve suçlamak

Diğerlerinden alabildiğince farklı olmak
Kendine ait bir yer bulamamak

Sarkacın iki ucundaki koşuşturmadan yorulmak

Onları anlamaya çalışmak

Yargılanmak ve kendini anlamaya çalışmak

Kırılmak, yaralanmak

Yeterince kırıldığında başını almak

Kendi dağlarına kaçmak

Soluklanmak

İçinin derinliklerine dalmak

Daldıkça şaşırmak

Şaşırdıkça dalmak

Buldukça inanmak

İnandıkça güvenmek

Güvendikçe sağlam basmak

Zamanı kovalmadan, kendi yolunda seyreylemek

Sakince etrafı izlemek, izledikçe öğrenmek

Öğrendikçe parçaları birleştirmek

Günü geldiğinde görmek

Şaşırmadan görmek doğrularını

Ama yargılamadan onları

Gülümsemek..

Kendine inanmak

Ve kendini sevmek

Yine kendi yolunda seyr-i aleme dalmak,,,,,,,


30 Mart 2009 Pazartesi

CEBİMİZDE KEŞKELER, BOYNUMUZ BÜKÜK, YOLA DEVAM....


Keşke o havada helikoptere binmeselerdi. Keşke havalanıp, sisi görünce vakit erkenken geri dönselerdi. Keşke 112 acildeki bayan, muhabirin telefonun şarjını tüketmeseydi. Keşke ilave, mobil baz istasyonlarını hemen kursalardı. Keşke onları daha çabuk bulsalardı. Keşke muhabir, ölenlerin kıyafetlerinide alsaydı, sığındığı yeri onlarla kapatsaydı. ne bileyim, hepsini üstüste giyinseydi. Keşke onu bari canlı bulsaydık. Keşke, keşke, keşke..........

Yüreğmiz çok acıdı. Dualar ettik günler boyunca. Ümidimize sarıldık. Yorganlarımızın altında yatarken, onları düşününce içimiz titredi, uykumuz kaçtı. Niye oldu bütün bunlar. Biliriz, ölüm Allahın emri, zaman tükenmiş elbette, ama.....Bi ama kaldı dillerde, bir de yakan acı yüreklerde. Gidenler, rahmete kavuşsa da, kalanların imtihanı çok büyük. Bu yükle nasıl geçer bu ömür.

Neden yeterince teknolojimiz yok? Neden olanı olması gerektiğince kullanamıyoruz? 6 hayat......6 hayatın sevenleri, yaşanılanlar ve mümkün olsaydı yaşanılacaklar.......Varsın ölmüş olsunlardı ama biz onlara 8 saat içinde ulaşsaydık. Vefa borcumuzu ödemiş olurduk... Oysa şimdi, ne deriz biz onlara, onları yüreğinde yaşatacaklara? Onlar baba, onlar kardeş, onlar evlattı.

Oy verirken, gözlerimden akan yaşı tutamadım. Belki sadece 3 oy fazlası için miydi bütün bunlar? Temiz insandı diyor şimdi herkes. Öyleyse kendisinin de dediği gibi temiz olduğu için mi sandıklardan %40 oy alamamıştı hiç bir zaman. Evet temiz insanlar herkesin beklentisini sağlayamazdı. Temiz olduğu için seçilemedi belki de.

5.5 yıl hücre hapsi. 1.5 yıl cezaevi. Biliyorlar mıydı acaba sayın Yazıcıoğlunun ömrünün bu 7 yılın çalınmaması gerektiği kadar kısacık olacağını. Niyeydi, nedendi? Keşke.....

Keşkeleri doldurduk yine cebimize, boynumuz yine bükük, kalbimizi acıyor.......ama yola devam. ama bu sefer söz verelim: Çalışkan olacağız. Atamızın önderliğinde, teknolojide kimseye muhtaç olmadan yaşayacağız. İmrenmeyeceğiz artık yabancı ülkelere. Biz onlardan daha az zeki değiliz. Daha az çalışkan olma lüksümüz de yok. Keşke demiyelim artık. 87 yaşındaki bir annenin yüreği evlat acısı ile bir daha yanmasın.
Ben kendi adıma söz verdim bugün. Bu gece etkin bir şekilde, oyalanmadan ders çalışacağım. Konunun her noktasını özümseyerek. Yeni bir şeyle üretebilirmiyim bilmem birgün. Ama hiç olmazsa hazır bilgileri okumalıyım ve uygulamalıyım. Keşke demek istemiyorum, kendi adıma. Keşke demeyecek kadar asil bir milletiz, sözümüz var Atamıza, şehitlerimize.

27 Mart 2009 Cuma

KAOSUN KENARINDAKİ İNSAN


"Elindeki tek alet çekiç olan herşeyi çivi sanar". Ne kadar da doğru. Elimizdeki aletlerin farkında mıyız acaba? Neler var elimizde? Aslında bu aletleri iki ana grupta genellemek mümkün: duygularımız ve mantığımız. Diğerlerinin hepsi bu gruptan birinin içerisinde kalır.

Bence insanlar da aynı şekilde iki gruba ayrılırlar: duygusal insanlar ve mantıklı insanlar. Burdan, duygusal insanlar mantıksızdır ya da mantıklı insanlar duygusuzdur önermelerini çıkaramayız elbette. Aslında her insanda, her ikisi de vardır ama biri daha baskındır.

İşte bu noktada hangisini nerede kullanacağımız konusu gündeme geliyor. Herşeye duygusal gözlerle bakılabilir mi ya da herşey mantıkla çözülebilir mi? Sanmıyorum. Tıpkı hastalıklarda ilaç kullanımı gibi, endikasyonları olsaydı keşke bu duygusallığın ve mantığın. Ne kadar kolay olurdu o zaman. Davranış rehberi olurdu bir tane, tıpkı ilaç rehberi gibi. Uygun durumu bulur, bakardık. Hımmm burda mantıklı olmak gerekiyor.....

Ne yazıkki, böyle bir kılavuz olamaz. Çünkü bu belirsizlikler denizi çok subjektif, kurallar koymaya kalktıkça, hata yaparız. Bazen öyle zorlanıyorum ki.....Düşünüyorum, düşünüyorum.....mantık sıralaması yapıp bir sonuca varıyorum. Sonra yüreğimi katıyorum işin içine bambaşka bir sonuç çıkıyor ortaya. Hangisi doğru, hangisi yanlış? Doğru ve yanlış yokki...İkisi de doğru ya da ikisi de yanlış. Neden mi? Baktığınız gözlüğe bağlı, mantık gözlüğü ile bakınca, yüreğin cevabı yanlış. Yüreğinizle baktığında mantığınız pek bir gaddar. Ne büyük bir çelişki....Hayat sizi beklemez, yürümek lazım bi yandan da.

Kararımızı verdikten sonra bir kriterimiz olmalı. Bu kriter de vicdan. Vicdan mantıktan, duygudan herşeyden sıyrılmış ayrı bir mercek. Allahın bize emanet ettiği parçası. Eğer içim huzurluysa, eğer böyle olmalı diyebiliyorsam, bu kararı verirken amacımın içinde ego tatminim yoksa....devam diyorum.

Ama bu anahtarı kullanmanın bir altın kuralı var: farkındalık! Kendini bilmek, kendini tanımak. İnsan ancak kendini tanıyabildiği kadardır. İşte bu yüzden kendime, hepinize ve hepimize farkındalıklar diliyorum.

Sevgili Guguk Kuşunuz.

26 Mart 2009 Perşembe

YÜREKTEN TEŞEKKÜR


Önceki yazımda belirttiğim gibi, koşturmuyorum artık. Bir amacım var elbet. Yürüyorum ona doğru. Ama gözlerimi amaca dikmeden. Gökyüzündeki güneşin ışıklarını yadsımadan, yolun kenarındaki gelincikleri atlamadan. Elbette mümkün olduğunca elimdeki zeytinyağı tasındaki yağı dökmeden ama bahçenin güzelliklerini yüreğimde eriterek.


Bu yüzdendir ki, bir teşekkür borcum vardır, eda etmek isterim.


Canımmm Sufimm, öncelikle benim de tontinim olmayı kabul ettiğin için, yazımı gazetede görür görmez beni haberdar ettiğin için ve ulaşamadığım gazeteyi bana yolladığın için sevgimle kucaklıyorum seni. Ve hepsinden ötesi, bütün bunları yüreğindeki sevginle yaptığını biliyorum ve sana beni sevdiğin için teşekkür ediyorum. İşte o yolda gördüğüm güzel gelinciklerden biri de sensin. Varlığına müteşekkirim.
Belki o limon ağacının altında, cam bardakta taze demlenmiş çayı canım babaannemle içemem ama seninle içerim, neden olmasın.

MİM


Sevgili ŞuŞu mimini sevgiyle alıyor ve iki kız annesi olarak cevaplıyorum efendim.

1-çocuk ne kadar erken yürümeyi öğrenirse o kadar iyi terbiye edilir.

a) hiç uygun bulmuyorum: çünkü yürümek fonksiyonu bana terbiye işlemi ile çok alakasız geldi.



2-Bütün zamanını çocuklarıyla geçirmek,bir kadına kanadı kopmuş kuş duygusu verir.

a) hiç uygun bulmuyorum: çünkü ben öyle hissetmedim. Onları da kendi zamanlarınıza katınca daha renkli bir ortam çıkabiliyor.

3-Kendi haklarına sahip olabilmesi için, bazen bir kadının kocasını terslemesi gerekir.

a) hiç uygun bulmuyorum: haklarımızı başkalarını tersleyerek elde edemeyiz, daha politik ve nazik olmalıyız diye düşünüyorum. Terslemenin erkekelerde tepki doğurduğunu düşünüyorum.

4-Akıllı bir kadın,yeni bir bebeğin doğumundan önce ve sonra yanlız kalamamak için elinden geleni yapmalıdır.

a) hiç uygun bulmuyorum: ben hayatım boyunca galiba her işimi kendim hallettiğim için böyle bir ihtiyaç duymuyorum. Birilerinin size destek olması hoş olabilir ama bu boyutta bir zorunluluk değil. hatta işime karışılması canımı sıkabiliyor da. O yorgunluk ve heyecanda bi de başkalarının fikirlerini duymak istemeyebilirim.

5-Eğer anneler dileklerinin kabul edileceğini bilselerdi,babaların daha anlayışlı olmalarını dilerlerdi.

a) hiç uygun bulmuyorum: bu çok sınırlandırılmış bir dilek. ben tanrımdan birşey dileyeceksem en genişinden en bolundan dilerim. bir anne olarak çocuklarım için sağlık, mutluluk ve başarı dilerdim. (daha akıllıca değil mi?)

6-Çocuklar bencil olduklarında,hep birşeyler istediklerinde,annenin tepesinin atması çok normaldir.

c) oldukça uygun buluyorum: ama uygun bulduğum sadece tepesinin atacağı kısmı. önemli olan atmış bir tepeyle ne yapılacağı. olayları büyütmemek lazım. karşınızdaki adı üstüne sadece "çocuk" uygun bir konuşma ve ardından sarılmalı bir barışma yeter diyorum. Ötesi olmamalı.

Yav, baktım da bende hiç bişeyi uygun bulmamışım. Menfi miyim neyim:).

Ben öyle katı kurallara karşıyım. Olayların akışına bırakılması ve buarada gözlemlerin yapılması yeterli diye düşünüyorum. Fazla müdahele aile için yıpratıcı olur. Bizim prensesler habire didişir. Evde hep bir dırıltı var. Eskiden çözüm bulmaya çalışıyordum, işler daha bir sarpa sarıyordu. şimdi takmıyorum, çünkü konular çok anlamsız. Çok başım ağrırsa ikisini de yanımdan def ediyorum, hemen susuyorlar.

SEVGİLERİMLE

24 Mart 2009 Salı

BEN SEN BİZ SİZ ONLAR


Hayat bazen uzun, bazen de umulandan kısa soluklu bir koşu. Herkes bir yerle koşuyor. Farklı amaçlar, farklı görevler var gibi. Yetişmeye çalışır gibi bir halimiz var. Bazen yetişiyorsunuz ama geç kalmış olarak, bazen yetişmeye çalışırken koştuğunuz yoldaki başka şeylere takılıp, yetişmeye çalıştığınızı şeyi unutup gidiyorsunuz. Amaçlar sonsuz, sayısız patikalar ve yollar var. Bense bütün bunların bir kandırmacadan ibaret olduğunun ayrımındayım artık. Sobeledim sanki hayatı. Koşulacak bişey olmadığının farkına vardım. Arayıp durduğumuz şey, kendimizden başkası değil. Tüm bu gayret, zaten kendimiz olan bizlere yeniden kavuşmak. Bizlerle biryerlerde, bir zamanda tanışmak ve kabullenmek kendimizi. Daha sonrasında sevmek ve kendimizle el ele yürümek hayatın geri kalan yolunu. Geç kalmış olmak istemiyorum kendime. Ama artık telaşlı da değilim. Çok yakınımda çünkü, bunu biliyorum. Mesele o yol boyunca olan güzellikleri sepete doldurmak.

22 Mart 2009 Pazar

ÇOOOK MUTLUYUM


Çok mutluyum, ahir ömrümde bunu da gördüm ya gözüm açık gitmez artık. Bana haber verdiğin için canım Sufim, tontinim ve ulaşamadığım haberi bana ulaştıran Öyküm, güzel gözlüme veeee Haber Türk'e teşekkürü borç bilirim. Evrene teşekkürler, hesapsızca, gönülden yapılan şeyleri ödüllendirdiği için.

Bu arada ders çalışmak işe yaradı.