1 Mayıs 2009 Cuma

NİYE BENİM AKLIM HEP KARIŞIK????????


Hep merak ettim: kader nedir? belirli bir kaderim varsa, bu çaba niye? ama aynı zamanda, bizlerin bir iradesi olduğu ve hayatımızı değiştirebileceğimiz söylenir. Hani kader belliydi? Her seferinde aklım daha bir karışır gider. Azcık bizim elimizde, azcık değil mi? noktasına gelirim daha sonra. Peki bu azıcıklar ne kadardır? Bilmek istiyorum ne kadarı benim elimde, ona göre çabalayayım bu ahir ömrümde. Nafile çabalarla yormayayım bedenimi ve ruhumu. Bugün düşündüm şöyle bir. Bir geminin içindeysek ve gemi biryerlere gidiyorsa, en fazla geminin neresinde duracağımıza karar veririz, denizi izleyecekmiyiz, yoksa güvertede mi kalacağız. Seçebileceğimiz bu kadarı dedim içimden. Sanki bakış açımızı ayarlamak gibi yani. Denizi geminin ya önünden, ya yanından seyredebiliriz. Bu süre içinde dost edinebiliriz, yalnız kalabilriz, belki gemiden atlayabiliriz. İşte bu kadar gücümüzün yettikleri. Ohh be dedim eğer öyleyse iyi fazla işim yokmuş bu dünyada. Ama sonra aklıma geldi, yav bu gemiye ben kendi irademle mi bindim, peki tek bi gemi mi var? yoksa herkesin gemisi ayrı ayrı mı?


Al sana yeni çelişkiler, yeni sorular. tam da aydınlanacaktım, hay Allah. Bi 38 yılıda bunları düşünerek geçiririm artık. Zaten ondan sonra bunları anlamış olmamın da pek bi anlamı kalmaz. Niye benim aklım hep karışık?

27 yorum:

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Hepimizin aklı karışık bakma sen böyle hepsi olağanmış gibi yaşadığımıza :)

guguk kuşu dedi ki...

iyi de kedicim, bazen omuzlarımın üzerinde kocaaaa bi taş taşıyormuş gibi oluyorum:)

düş dedi ki...

Kader, hayatimizin onceden cizilmis olmasi demek degildir.Bu sebepten, "ne yapalim, kaderimiz boyle" deyip boyun bukmek, cehalet gostergesidir.
Kader yolun tamami degil, sadece yol ayrimlarini verir.Guzergahi bellidir ama tum donemecler ve sapaklar, yolcuya aittir. Oyleyse ne hayatinin hakimisin ne de hayat karsisinda caresizsin.Bunu anlatir Şems'in yirmi dokuzuncu kurali..
Guguk Kuşum, tek başına ölmeden önce tek başına varolmalı, zannımca da bu kalbi çokluktan arındırmak demek, HİÇligi kabul etmek demek,seçim/tercih, yolu nasıl gidecegimizin seçimi bu, nefs bunu kabul etmeye pek yanaşmıyor,bu dünyaya gelmek demek, işte gözün hep kendi üstünde olmasını gerektiriyor, tüm yaşam bunu görme deneyimi...aslında farketmiyor da eninde sonunda bu görülecek, ama bu zamanlar hakikaten kıymetli çünkü, görebilmek için fırsatlarımız çok..

guguk kuşu dedi ki...

hımmm, peki o zaman düşçüm, bir yerde okumuştum, kader bize sunulan ipmiş, onunla ne öreceğimiz ise bize kalmış.(galiba bi kızılderili atasözüydü.) Buraya kadar güzel. İpin uzunluğu, kalınlığı, rengi, dokusu belli yani. Sen tutup da 2 çile yünle, kazak öremezsin ama belki süeter örebeilirsin. İncecik bir ipten kışlık yelek olmaz mesela. Ben şimdi şöyle anlıyorum o zaman: bi kere tüm sınırlılıklarınla, yeteneklerinle kendini tanıyacaksın ve sana sunulanlara bakacaksın ve bu sunulana ve sana en uygun şekilde bişeyler yapacaksın işte:) Böyle mi?

düş dedi ki...

bişeyler biliyomuş gibi bilgiçlik yapmayı hiç sevmem,böyle mi? dedin diye seni yanıtsız da bırakmak istemem, çünkü kalbin sana aslında yanıtı veriyor, ben sadece benim bilgisizligim içinde edindigim deneyimleri biliyorum;bu boyutta, bu bedenle,sınırlıyız,ama aklımız öyle sınırsızki, her an yeni düşüncelere takılır durur, oysa akılla yanıt aranmaz, yanıt sadece kalple bilinir.
bu yaşam nefsini bilme üzerine kurulu, kendini tanımak demek bu,hayatın sorumluluğunu almak bu, kendinden sorumlu herkes, gözün başkasının üstünde degil, o ne yapmış, bu neyapıyor diye yargılamak değil sanırım hayat, böyle yapılırsa çok boşa harcanmış bir ömür olur zahir,yol BİR,dağın tepesinde son nokta, ona ister otobüsle,ister yürüyerek,ister at sırtında,ister uçakla git, bunlar seçimlerin, her bir seçim özel, çünkü edinilecek deneyimle kendini bilmek mümkün olur, kendini tanımak demek, nefsini bilmek demek kısaca,inanmak demek O'na, ve tüm sınırlılıklarını bilmek demek,hiçliğini kabullenmek demek ve yaşamak demek hep odağını kendinde tutarak, dışarıdan gelen her deneyimde nefsinin neler yaptırdığını görmek,izlemek,uyanıkça bakmak ve ona dur bakalım demek...
hepimiz aynı yoldayız ama tek başımıza yürüyoruz, nasılki öyle doğduk ve nasıl ki öyle ölecegiz...

defne dedi ki...

Hepimiz keder denilen okyanusun içindeyiz.
Sandalımızın yönünü değiştirmek, başka bir doğrultuda kürek çekmek bizi bu okyanustan çıkarmıyor.
Hani iki tane mahkum varmış.
Demir parmaklıklara baktıklarında birisi yıldızları görmüş birisi de karanlığı.
Sen de bulunduğun okyanustaki engin maviliği, sevimli yunus balıklarını ve içini aydınlatan güneşi görmeyi dene.
YOksa ne zaman bi köpek balığı gelip beni ham yapacak diye düşünürsen kafayı sıyırmış olarak bulursun kendini.
Sahte bir polyanna da olsan polyanna ol.
(inşallah işe yarar)Sağlıcakla..

tutsak dedi ki...

Sevgili Kardeşim
Okullar belli
ilkokul
ortaokul
lise
üniversite
doktora
doçentlik profersörlük
bu okullarda
sen bir yaşam boyu profesör de olabilirsin
ilkokulda takılıp kalabilirsin de
bu konuda okulunu seçme hakkın
sınavlarda başarılı olup herbir düzeyde öğretmenini okulunu seçme hakkın Vs. vs. her türlü özgürlüğe sahipsin. sınavları geçtiğin sürece ilerlemek özgürlüğüne de sahipsin.
Ama rızık ve doğum ve ölüm konuısun da bir hakka sahip değilsin bunlar senin sınavlarından en büyükleri.

guguk kuşu dedi ki...

@Defnecim, evet sandalın yönünü değiştirmek beni okyanustan çıkarmayacak, Tutsak abimin dediğine göre, sandalın devrilme zamanını ve benim boğulma zamanımı değiştiremem. Ben hep engin mavilikleri görenlerden oldum. Şükürki böyle bir mizaç nasip edilmiş bana.
@Abim, anlıyorum yavaş yavaş, benim görevim her ne olursa olsun yürümek. Ben çalışırım ama bana karşılığında verilecek rızıka karar veremem değil mi?

b.n.n dedi ki...

sen çoğunlukla karışık olduğun zamanlara denk geliyor olmayasın;)

guguk kuşu dedi ki...

@bnn, neden olmasın, aslında bi yandan düşünüyorum da belki de hiç karışık değilim. ufak tefek eksikler var kafamda onlarda tamamlanınca bulmaca çözülecek. Çözülmese ne olacakki sanki, ölmeyecek miyim:) Aslında tek arzum ne biliyormusun, ne kadarı benim elimde ne kadarı değil bunu bilirsem, elimden gelenin en iyisin,i yapabilirim, ve bu evrende görevimi hakkıyla tamamlamış ve boşa gelmemiş olurum:) ve eğer elimde olanlarla olmayanları ayırt edebilirsem gücümü elimde olmayan şeyler için boşa harcamam. o yüzden herkes kendince bana kaderi anlatırsa çok sevineceğim.

özii dedi ki...

Çünkü karıştıracak o kadarrrrrr çokk şeyy var kiii? Birini çözsek diğeri karıştırıyor. Dediğin gibi çözene kadar da bir ömür geçiyor. Sağlıklı olalım da çözeriz umarım , (hoş kelin ilacı olsa :P)

b.n.n dedi ki...

sana bir şey söyleyim mi? bunu öğrendiğin an sır çözülür ve senin atakların da durur.
masaldan kendi kahramanını istemdışı soyutlarsın,,,gücün kalmaz bazen oysa bilmezsin,nereye kadar direneceksin? hep bunu görmek içindir hayatla çekişmelerin,,,
kısacası:
"arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığız" demiş Yalom;]

guguk kuşu dedi ki...

@bnncim,
"nereye kadar direneceksin? hep bunu görmek içindir hayatla çekişmelerin". İşte bu. böylelikle kendi maksimumuma ulaşacağım, kimseyle kıyas götürmeyen...............evet haklısın sırrın çözülmemesi lazım. bazen (daha doğrusu herzaman hayatı ve kendimi çok zorluyorum) mavi tüy deki kendimi nhirin akıntısına bırakırsam rahatlayacağım galiba:) çok teşekkür ederim sana. hep buralarda ol emi.
@öziim, bak artık karar verdik, çözmeye çalışmıyor sadece yürüyoruz, belki çzömek haddimize bile değil, ne dersin? muck

JoA dedi ki...

ne güzel yorumlar yapılmış:) kendimce kaderi doğum ve ölüm anlarıyla başlayıp aralarda sunulan seçeneklerle tamamlanan bir süreç olarak tanımlıyorum (tıpkı "tutsak" gibi). ama dedim ya, sadece kendimce... boşlukları doldurmak için de bize akıl verilmiş. yani hemen hemen her şeyde bizim parmağımız var. öyle olmasa "keşke" ya da "iyi ki" diyemezdik di mi:) üstelik hiçbir şeyi de değiştiremezdik. o zaman "sınav" mantığı da olmazdı.

sufi dedi ki...

Sevgili kuşum;
Bektaşi;" ALLAH yok diyeceğim ama, hiç benim dediğim olmuyor" demiş.Bizim de hiç dediğimiz olmuyor, ama ne zaman "ölmeden evvel ölmeyi" başarabilirsek, 4 okulu başarıyla bitirebilirsek kader yapıcı da, kader de, zaman da, herşey biz olabiliriz de ne zaman ve nasıl?Düş'ün ve tutsağın ifadelerine ben de sonuna kadar katılıyorum sevgilerimle.

guguk kuşu dedi ki...

@Joacım, hakikaten tam bir forum gibi oldu bu yazı dimi yorumlarla:)
@Sufim, anlamaya çalışıyorum, anlıyorum sanıyorum sonra bi bakıyorum ki hiç anlamamışım. bunu aklımı ikna ederek yapamayacağımı farkediyorum. Peki o zaman nasıl?

ıvır zıvır... dedi ki...

İP-GEMİ-BAĞ-KADER….:)

Öncelikle sayfama bıraktığınız bir dolu yorum için çooookkk teşekkürler… :) hepsi çok ince yorumlardı…

Yazınıza dönersek…. yukarda yazdığınız bu yazı çok manidar ve yorumlarda çok güzel.. … hepimiz şundan bahsediyoruz…. amacımız ve gayemiz nedir… nerden gelir.. nereye ..neyle ve nasıl gideriz.. hatta niye gideriz ..:)..
Kader nasıl bir şeydir..
Gemi örneği üzerinden gitmek istiyorum…
Evet biz her birey bir gemide yolculuk yapıyoruz… ama o gemiden inemiyoruz bence… inmemiz ölümümüz anlamına geliyor olabilir… ve sonrasında sulara ‘gömülüyoruz!’…
biz doğar doğmaz…. Hemen oracıkta geminin güvertesindeki bir direğe iple bağlanıyoruz bence…
haaa işte o ipin boyu bizim özgürlüğümüz… bir diğer değişle kaderimizin ta kendisi…
kural açık ‘ipinizin uzunluğunca hareket edebilirsiniz’ 1-20-135- ya da 850 metre fark etmez … o kadar özgürüz ve o denli her yeri dolaşa biliyoruz.. ki buda yapabileceklerimizi de sınırlayan bişey elbette ….

Ve başka gemiler var… Bulunduğunuz gemi haricinde… önlü arkalı ..ve ya.. yan yana irili ufaklı bir gemi filosu düşünün… ama bunların hepsi kalaslarla ve iplerle birbirine bağlı ..:).. yani dünya kalkmış hep birlikte aynı ı yöne doğru gidiyor…
Yani ileriye… gelişmeye..güzele… ve ‘iyi’ ye doğru tüm insanlık ilerliyor… en azından biz öyle diyoruz… dev gemiler ..ülkeleri… ve bunların kaptanları o ülkelerin başbakanları ve ya kralları olabilirler…. bu filoda bir iki gemi ipini koparıp farklı yönlere gittiğini hayal ede bilirsiniz … mesela darbeler içerisinde giderek özgürlükleri sınırlanan ülkelerin gemileri… durmadan savaşan gemiler (ülkeler)..vs…
Ya da fırtınalar düşüne biliriz.. tüm gemileri içine alan büyük dev kasırgalar… I. Dünya savaşı gibi… Tüm dünyayı saran salgın hastlalıklar gibi…
İlk gemiye dönersek…hani ilk doğduğunuzda geminin güvertesine bağlanmıştık ya….
Mesela siz o ipin boyuna bağlı olarak bir yandaki gemiye geçe bilirsiniz… bence zaten her insan en az 8-10 gemi geçebilecek uzunlukta iple bağlanıyor… işte ipin boyu doğuştan yazılı kaderimiz bence… mesela ikinci gemiye geçiyorsunuz… burası sizin belki çocukluğunuzu geçirdiniz bir başka yer.. ve burada da güvertedeki direğe başka bir ip ile bağlanıyorsunuz birden ..
zaten geminin kuralı çok açık ‘bir an’ geçmek dışında kalınacak her gemide mutlaka direklerinden birine bağlanma şartı var gibi düşüne bilirsiniz… sonra bir anda büyüyor ve başka gemilere geçiyorsunuz ama hala bağlısınız bu arada diğer iki gemiye..ipiniz uzun olduğu için bir öndeki yada yandaki gemiye yine geçebiliyorsunuz..
sonra birden bir gemide…
Amannn Allah’ım o gemide bir bay/bayan… dünya lara değer bir varlık görüp hemen bağlanıyorsunuz :) gemiye ..aslında hem gemiye ‘hep o kişiye’ :)- …ve evleniyorsunuz o gemide… ve bir bağınız ..bir geminiz daha oluyor…..orda da yaşamayı öğreniyorsunuz… sonra birlikte yemin etmiş olmanızdan ötürü… el ele başka yerlere geçiyorsunuz…ama sizin artık üç bağınız var… yanınızdakinin ise daha çok yada daha az olabilir… ve bir anda o kadar özgür olmadığınız görüyorsunuz… sizin toplam kaderiniz sizi sınırlıyor… çünkü onun ve sizin ipleriniz bambaşka yerlerden geliyor… ve siz aslında daha uzağa ve gitmek istediğiniz.. ziyaret etmek istediğiniz yan komşu gemilere gidemeyeceğinizi düşünüyorsunuz/görüyorsunuz….
Artık hareket kabiliyetinizin toplam ip boylarının ve bağlantı noktalarının ortak kesişim kümesi kadar bir yerle sınırlı olduğunuzu görüyorsunuz….
Yani ………
haaa diyince ‘’İngiltere ye gidip çalışmaya başlayalım olmadı döneriz’’ diyemiyorsunuz … çünkü artık hayat sizi daha çok sınırlamaya başlıyor …sonra ordan oraya geçerken … yeni iş ..yeni tayinler ve arkadaşlarla ‘gemi’ görgünüz artarken bağlarınızda artıyor ..ve bi süre sonra daha çok sınırlı hale geliyorsunuz ..tam bu sırada bebekler dünyaya geliyor ve onları da o anda bulunduğunuz güvertede kendi ellerinizle düğümlüyorsunuz :)yine tam bu sıra da görgü ve bilginizi kullanarak ..çocuklarınızı iplerini olabildiğince uzun tutmaya çalışmalısınız elbet… ve gelecekte çocuklarınıza şimdiden ‘kendinizce’ yön tayin etmeye başlıyorsunuz….
yani her anne baba gibi evlatlarınıza iyi bir gelecek umut ediyorsunuz..… daha özgür olabilmeleri için…
yeni ‘’yeni kaderlerle’’ (bence kader çoğun bir kavramdır) sizi direklere tutturmaya devam ediyorlar …ama çocuklarınızın başında durabilmek için yeni bağlarınızı da.. okul....sömestr tatili gibi kavramlar üzerine atıyorsunuz…..
… ve bir örümcek ağı örüyorsunuz sayısız gemi arasında….. ilk doğduğunuz gemiye hala bağlı iken son gittiğiniz gemiye de bağlısınız elbet…
ama tek kural
‘ipinizin uzunluğunca hareket edebilirsiniz’ ve bu uzunlukların kesişim kümesi sizin hayatınızı oluşturur…
(bu ‘ gemi,ip ve bağlanma’ kavramını anlatamadığımı biliyorum… ve zaten yazı bu üç kelimeye de resmen bulandı … :) ama bu beceriksizliğime rağmen … idare edin diyorum sadece :)…. )
İşte bizim bu bağlandığımız şeyler aynı zamanda bir bebeğin anne karnındaki kordon bağı gibi bir hayat bağı bizlere…
Her gemi bizim işimiz … ülkemiz… okulumuz… sevdiceğimizin memleketi..okulu.. vs… biz bu bağlarla yaşıyoruz ki..buna mecburuz… tek farkımız ‘ip’ boyları …. Mesela Çinde yaşayan zengin bir iş adamı ile italyada yaşayan fakir bir çiftçinin kızının hiçbir zaman tanışamamasının sebebi de bu…gemilerinin aralarında zannedilenden çok daha fazla mesafe olması ve iplerinin bir birlerinin gemilerine yetişemeyecek kadar uzun olmaması ….ama yinede Çinli iş adamı çılgınca gemileri geçerek o kızı sevebilir mesela… ama buda onun ‘çığın bir ip’ uzunluğuna sahip olduğunu gösterir… :)
Velhasıl kelam… kader bizi durmadan bağlarken .. ipler kesildikçe hayatla bağımız da kopmaya başlar … en son kopan ‘ilk göbek bağımız olan ilk ipimizdir’… ki insanlar genelde memleketlerinde toprağa verilir bilirsiniz ki…. Yani ilk bağımızın olduğu yere…
Peki kader bunun neresinde..
kader de bu iplerin arsında bir yerde olmalı… Allah yaratırken .. kaderi bence ip boylarında sakladı …. beklide liflerde sakladı… belki gemiden gemiye geçerkenki tedirginlimizde…
İpler bizim kaderimizken … hangi gemileri gezeceğimiz bizim irademiz olmalı… ve nasıl başladığımız…hani derler ya
‘benim kaderim doğuştan kötü ’… diye işte onlarda kendince haklı... kısa bir ip ..kötü kaderi oluştura bilir… bizi görgümüzden alı koya bilir…
..
SORULAR..:)
-Tüm bunlardan sonra o ipler ek yapılarak uzatıla bilirler mi sizce :)…
---evet bence uzaya bilirler..ama çok çok masraflı ve çok çok zor bir mesai ile…
-peki daha bir çok farklı gemiye geçebilecekken bir noktaya bağlanmış olmaları sorun oluşturuyorsa (mesela o anda hayatınızdaki 7 ip sorun çıkartmazken diğer 1 ipimiz başka bir hayata atılmayı engellediği andan bahsediyorum) ..?... sizce o ipi kesip yok say abilir mi…
---Evet… yok sayabilir ama hangi ipi yok saydığımız ile alakalıdır… mesela ilk ipimizi kesmek bizi özümüze saygısı olmayan bir birey yapacaktır… Yada hayatımızın bir bölümünü geçirdiğimiz gemiye ait ipi kesersek.. vefasız ve kıymet bilmez biri olabilriz… yani dikkat etmeliyiz…
-Diğer bir soru …ailesinin/arkadaşlarının/eşinin yaşamsal bağlarını yok sayan bir insan olabilr mi sizce…?
---Hmm…. Evet olabilir…hatta çokca var… ve onu daha uzak yerlere sürüklerken acı verebilir..

..bu konuda çokca abuk subuk fikir üretile bilir ama sanırım hepsine bir cevap da bulunada bilir… çünkü..esnek bir konu ve kavram …ipler gibi….
Aaaaa hakkat belki iplerden bazısı özel yapım ve elastik özellikli bile olabilr ..hehehe…haha…:)

Neysem…..
Çıkartılacak sonuç….
1-İp boyları kaderimizdir ama hangi yöne gitmek istediğmiz bizim elimizdedir…
2-ilk bağımızı asla yok saymamalıyız (Özümüze sahip olmalıyız) …
3-bir gemiye kendimizi bağlamdan önce kaderimizi bağlamakta olduğunuzu bilmeliyiz…
4-arkadaşlarımızın, eşimizin, baba ve annemizin eski bağlarına (gemilerine) saygılı olmalıyız…
5-çocuklarımıza iyi düğüm atmayı öğretmeliyiz…:)…
6-ve çocuklarımızın ‘ilk bağlarını’ doğru bir gelecek için onlar adına iyi tasarlamalıyız…. Sonrası için ise onları yüreklendirmeliyiz…


Son olarak olabildiğince ölümden uzak durmalıyız… gemiden düşmemeye çalışmalıyız…:P
BİTTİ….
En derin saygılarımla :)

tutsak dedi ki...

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte, Yani yürekte. ...
Onu da Nazım söylemiş zaten Akılda değil Yürekte olduğunu

guguk kuşu dedi ki...

@Ivırcım Zıvırcım:) seni gördüğüme çok sevindiğimi belirtmeliyim öncelkile. Aslında sana hergün aralıksız yorum bırakmayı planlamıştım "böö, gitme" tarzında ama sonra düşündüm de verdiğin karar doğru olabilirdi ve seni zora sokmak istemedim. yani devam etmeyişim seni özlemediğimden değil, sana değer verişimdendi. İyiki geldin. 3 gündür berbat derecede hastayım, yalnız bu sefer neden hasta olduğumu bilemiyorum ilk defa. her seferine bilirim ya ıslak kafayla sokağa çıkmışımdır, ya birinden bulaşmıştır vs vs vs. Ama bu sefer löp diye hasta oldum işte. Galiba bu kader meselesi beni elden ayaktan düşürdü:)Bilmemki ıvırcım zıvırcım, eski gemilerimize bağlılığımız bazen bizi sonsuz derecede mutsuz ediyorsa onlara yine de bağlı kalmalıyız mı? böyle dediğime bakma bunu yapabilecek olanlardan değilim ki zaten. bazen, herşey seni bunaltır hatta boğazını sıkmaya başlar, nefes alamaz hale gelirsin de yine de gdemezsin, bu da farkında olmadığımız bağlarımızdan galiba. yoksa insan kendine böyle eziyet eder mİ? ne güzel olurdu dimi seninde dediğin gibi elastik iplerimiz olsaydı:) git git git... bırakınca hooop geri gel:) İplerin bazıları yok sayılabilir, ama bağımızı koparmakla ona dahil olan pekçok bağımızın kopacak olmasını da göz önünde tutmamız gerekir. O bağın bizi bağlayıcılığının yanı sıra, bizi nasıl sağlamlaştırdığı, nelerden koruduğu ve bize neler kattığı çok önemli. Ne biliiim be ıvırcım zıvırcım, insan olmak zor zanaat, hele bi de hasta olunca:) ama iyi geldi bana yorumun, insan dostlarını özlüyormuş:)
böööö gitme, bak hastayım zaten, gemiden atlarım haaaa:) şaka şaka

guguk kuşu dedi ki...

@haa buarada ıvırcım zıvırcım, acaip akademik bi yazı olmu, giriş, gelişme, tartışma, sonuç şeklinde. ellerine sağlık

guguk kuşu dedi ki...

@abicim konu kader olunca, akla gelen sorular btmek bilmiyor, bak sonunda leş gibi hasta oldum, neolur yazmaya devam et, hasta yatağımda gece ateşim çıktı, kıvranıyorum. aldım elime aşk kitabını, başladım okumaya, yarıladım kaç gündür sürüne kitabcağazı, ve sonra düşündümki, belki bunun için hasta oldum kitabı disiplinle okumam lazımdı. Abicim benim, yorgunum, en çok da kendimden yorgunum. sanki kendi ellerimle kendimi tokatlıyor, kendi ayaklarımla kendimi tekmeliyorum, ve kendime bunları yaparken tabiki kendi ellerimi ayaklarımı tutamıyorum. sonunda yorgun düşüncede "uffff çok fena yorgunum" diye inliyorum. anla artık halimi:)

ıvır zıvır... dedi ki...

:))

Serzeniş Meraklısı dedi ki...

öncelikle hoş bulduk efenim (yorum kutusunun metnine ithafen) böyle sıcak karşılama görmedik, eyvallah :D
kaderde seçimler çok etkili, gemi olarak ele almamak gerektiği kanısındayım ben.. veya doğduğumuzda içinde bulunduğumuz gemi tektir, değişmez ama seçimlerimizle yeni gemiler üretebiliriz...
ilişkilerdeki seçimlerle, edineceğimiz mesleklerle... hepsi farklı gemilere ve farklı limanlara gebe... kader kısıtlı bi kavram, teferruatı bizim elimizde, geliştirmek, iyileştirmek...
kafanı karıştırmasına izin vermeyip, doğru seçimlerin peşinde koşturmalısın ;)

guguk kuşu dedi ki...

@EE semecim hasta olunca, ayıp olmasın misafirlere diye öyle çiziktirdik işte:) sürekli uyur uyanık haldeyim. ilaçlarımı içip yatmadan önce bakıyorum bi yorum var mı? okuyorum, sonra AŞK ı okuyorum, sonra uyuyorum, rüyamda kafamı kütttt diye bi cama vuruyorum, kendi sesime uyanıyorum, yorumlara bakıyorum, ilacımı alıyorum, ve gerisi hep aynı. Ben de bilmek istiyorum işte ne kadarı benim elimde? ki şu hasta halimle daha fazla telef olmaiim dimi:) uffff, ahhhh çok kötüyümmmmmmm

Pırıltılı cadı dedi ki...

gecmısolsun guguk kusu.. dikkat et kendıne..
yorumlar ve yazın etkıleyıcı ıdı.
bende sunu soylemelıyım, hayatta hersey olabiliyor, hersey.. onemlı olan bızım onlara verdıgımız tepkıler.. ıste bunlar asıl yon verıyor olaylara. gecmıs degıl yanı, asıl nokta gelecek..

guguk kuşu dedi ki...

@pırıltılımcım, bu sefer fena vurdu bu hastalık beni. 3 gündür yataktan çıkamıyorum. haklısın, geminin hangi köşesinde duracağımız bizim seçimimiz ama gemi bildiği yere gidecek.bence ne geçmiş, ne gelecek, an şu an:)

Belgin dedi ki...

Kusum yorumlarim sana ulasmiyor galiba ama genede denemek istedim. Gecmis olsun canim:)