20 Şubat 2009 Cuma

NEDEN? NEDEN? NEDEN?


Sabah ne kadar güzel başlamıştı. Keyifle odama gelmiştim, çayımı içmiştim, bloglarımı okumuştum, çok güzel bi de müzik dinliyordum, bi kar yağıyordu, bi yağmur........ne bileyim işte güzeldi. Oldum olası severim sabahları, erken kalkmayı, işime koşmayı, parfümümü sıkmayı. Bunlar benim güzelliklerim. Ruhumun mücevherleri gibi.

Çalan telefonla birlikte çok üzüldüm. Sevdiğim gencecik biri rahatsızlanmıştı. Ama bu benim hayatın kötü bir yer olduğunu düşünmeme neden olmadı. Hayat aslında tam da buydu işte. Ona yardım etmeliydim, ailesinin yanında olmalıydım. Uzun zamandır bunun olabileceğini düşünüyordum zaten. İyi görünmüyordu. daha dün akşamüstü konuşmuştuk. Son zamanlarda yanıma daha bir sık gelir olmuştu, belli ki yardıma ihtiyacı vardı.

Psikiyatri çok zor bir bilim dalı. Ruh bu filmini çekemezsin, biyokimyasal tahlilini yapamazsın, ameliyat edemezsin. Bazen kendi ruhuna söz geçiremezsin. Çok ince bir materyalden yapılmış olan bu ruh fazla yıpratılmaya da gelemez. Ona da böyle olmuştu işte. Gayet normal, eğitimli bir insan. Gözlerine bakıyorum, O ama O değil. Onun gözleri gibi bakmıyor bana, gülüyor, hep gülüyordu ama onun gibi değil. Ben konuşurken bana bakıyordu ama ne duyduğundan eminim ne anladığından. Arabayı kullanırken sağ elimi tuttu. Bırakamadım, sol elimle kullandım arabayı. Ellerime ihtiyacı vardı. Gülüyordu, durmadan gülüyordu. "Gül dedim, iyce gül, içinden geldiğince, hatta o komik olan şeyi bana da söyle, beraber gülelim, ben hiç böyle içten gülmemiştim" Güldü ama komik değil korkunçtu, ürperdim. Sonra hep ağladı. "istediğin birşey var mı" dedim, baktı "isteyebilirmiyim" dedi. "isteyebilirsin tabiki dedim, yapabilirmiyim bilmem ama sen isteyebilirsin". Acilde hep yaşlılar vardı. O ise daha 31 yaşında. Yaşlı insanların zamanla birlikte organları tekliyordu oysa onun ruhu zedelenmişti erkenden. Çok üzüldüm. Sevmem psikiyatri kliniklerini, hem de hiç sevmem. İçimi acıtır orası, yaralarımı didikler. Gitmek istemem oraya. Doktor hastaneye yatırmaya karar verdi. Sordu "başka hastaneye mi gideceğiz" "hayır" dedim. "Bir tatil yapacaksın burda tamam mı" gülümsedi, gocunmadı. "Dinlenmen lazım dedim, çokça dinlenmen, bolca uyuman, tamam mı" dedim. Başını itaatkarça salladı. Zaten "hadi, biraz uyu dediğimde de gözlerini itaatkarca kapamış, uyumasa da açmamıştı. Bu itaatkarlığı içimi çok acıttı. Sevmedim bu itaatkarlığı, burda oluşunun nedeni de bumuydu acaba. Hastaneden ayrıldım, bulutlar kara karaydı. İçim kara değildi ama. Düzelecek demişti doktor ve biliyorum ki o güçlüydü. Zaten bütün bunlar güçlü olduğu için olmamışmıydı? Güne son olarak yediğim trafik cezası noktasını koydu. Hız limitini geçmiştim. Hemen herkesin, her zaman geçtiği limiti, bugün de ben geçmiştim. Ama bugün geçmemek gerekiyordu. Naapalım, itaatkarca attım imzamı. Gücüm yoktu zaten, güvenli sığınağıma ulaşmalıydım biraz önce. Korkuyorum psikiyatri kliniklerinden, orada terkettiklerimin anılarından. Tanrım, lütfen. O daha 31 yaşında. Ruhunu onarmasına yardım et. ben bu sefer söz veriyorum elimden geleni yapacağım. Onu bilinmezlik, karmaşa diyarının çığlıklarının kucağına bırakmayacağım, bizlerle kalmalı. Neden, neden o, neden kaybettiğim, sormadan edemiyor yüreğim. Neden onlar. İşte yürğim dolu dizgin çarparken, ayağım gazda, yiyorum trafik cezamı afiyetle. O şimdi hastanede. ben evimdeyim tıpkı eskisi gibi. Ama o evine dönecek. Ben bu sefer ellerimi çekmeyeceğim ellerinden.

8 yorum:

öykü dedi ki...

Uzuldum cok...
Iyı bı dostu var onun...Onu hıc yalnız bırakmaycak..
Umarım cabucak ıyılesır..

Funda dedi ki...

Acil şifalar diliyorum öncelikle...Dostluk değilmidir böyle durumlarda en iyi ilaçtan daha iyi olan. Dostlukların böyle günlerde daha bir anlam kazandığını gözönüne alıp, o kişi adına sana ve o sıcak dostluğuna teşekkür etmek istiyorum...

Pırıltılı cadı dedi ki...

cokcok gecmıs olsun,
ınsaın bazen oyle zor gunlerı oluyorkı kendı gucu yetmıyor, destek gerekıyor, ayaga kalkmak ıcın bır el gerekıyor belkıde bırının sırtımızı sıvazlaması. bende ıyı olacagına ınanıyorum.. umarım bu sure en kısa zamanda olur.
üzülmeyin sakın sizde.. herseyın bir caresı vardır birtek seyın dısında..

tekrar cokcok gecmısolsun, bende sevmem o kılınıklerı.. soguk gelır bana da.. bırde sessız ama cıglıkların doruk noktasındakı sessızlık..

uyuz cadı dedi ki...

umarım en kısa zamanda iyileşir, çok üzüldüm ben de okurken. ama yalnız değil, ne mutlu O'na.

Siminya dedi ki...

ruhun hastalanması tadını iyi bildiğim bir zehirli içki, kurtulabilir belki ama öyle kolay olmuyor malesef, bırakma ellerini :(

guguk kuşu dedi ki...

Öncelikle, iyi dilekleriniz için hepinize çok teşekkür ederim. Sağolun iyi niyetleriniz onada bana da iyi gelecek eminim.
Öykü'cüm: İyi miyim değil miyim, dost olabilir miyim bilmiyorum. Elimden geleni yapmaya çalıştım. Ama inan, hastanede bulunduğum sürede öyle bunladım, öyle sıkıldım ki, hep bişey bırak kaç, bırak kaç dedi. Ben de o sese: yok bu sefer kaçmayacaksın dedim. Ama bugün korkunç bir baş, boyun, sırt ağrısı ile başbaşayım.
Funda'cım: birileri birilerinin elinden tutmalı. hayat zor bazen. Herkes şanslı olamıyor.
Pırıltılı cadı'cım: evet ayağa kalkmak için bir el gerekiyor.Heleki insanın mantığı ve duyguları karman çorman olduğu zamanlarda. O kliniği sevmiyorum, yüreğimde derin yara. Ordakiler, ne bileyim çok farklı bakıyorlar. Gülüşleri, gülümsemeleri beni korkutuyor. Sanki bedenleri burda ama ruhları bir korku filminin içinde gibi.
Uyuz cadı'cım: son zamanlar güzel şeyler yazmaya başlamıştım. Ama hayat işte. Bunu yazmalıydım.
Siminya'cım: canım hoşgeldin öncelikle. Dün yine de güldürdün beni. Biliyorum siminya, kurtarmak, kurtulmak kolay olmuyor. Bu bi eğilim, yenileyebilir. Ellerini bırakmayacağım. Sanki bıraksam siminya, uçurumdan aşağı kayıvericek gibiydi. Öyle sıkı tutmam gerekti ki bak bugün sırtım, omzum berbat ağrıyor. Yaa ben seni hep hayal falan sanıyodum. gerçeksin galiba. Eğer hayalsen de kaybolma hep gel.
Hepimize bol akıl ve bedeb sağlığı üflüyorum burdan. Tutun hadi. Püüüffff.

sufi dedi ki...

Ellerini bıraktığında, kayıp dipsiz kuyulara gideceklere öbür elimizi de mi vermemiz gerek?Yoksa el tutmadan yürümeyi mi öğretmek gerek.Hikayeyi demiyorum, gerçeği okurken seninle ve onunla empati yapmaya çalıştığımda o da sen de bendeydiniz de yine de ne yapmam gerektiğini bilemedim.Çünkü hastanelerde ağır ilaçlarla uyutuluyorlar.Senin de yaşaman gereken bir hayatın var.Allah herkesin yardımcısı olsun. Sana da ona da gönülden şifalar diliyorum dilek.

guguk kuşu dedi ki...

Suficim, bir süre ellerini bırakamam. Yanında benden başkaları da var şükür. ama daha sağlıklı düşünmeye başladığında ona yürümeyi de öğretmeliyiz haklısın. Ahhh ah o hastaneleri, psikiyatri kliniklerini iyi bilirim. Ayrı bir diyar gibiydiler. Hiç anlayamamışımdır bir insan nasıl o hale gelir. Bakırköyün bahçesini bir gezsen, uzya gitmene gerek yok, ordakiler sanki bambaşka diyarlardan. Güler misin ağlar mısın bilemem. Canımın bir parçasını oralarda yitirdim. Halen dimdik ayaktayım. Ama kanadı kırık bir kuş misali. Ben hep ümitkar oldum, başka şansım hiç olmadı çünkü. Şimdide inanıyorum daha iyi olacak. Zaman ve Tanrı gerekeni yapacaktır Sufi, olması gereken ne ise o olacaktır. Derdimizi paylaştığın için teşekkür ederim. Bak burda güneş açtı. Ümitlenmekten vazgeçmeyelim bence.