5 Mart 2009 Perşembe

ANLAR


Kabul etmek lazım.......Yalnızız aslında. Kimimiz bundan memnun kimimiz değilse de. Oldurulmuş beraberlikler, kabullenilmiş hatalar, sarılmış yaralar, kabuk bağlamış yürek yaraları, idareten gülücükler, yalancıktan göz yaşları, beklentiler yüklenmiş sevgiler, ..........ile yapayalnızız. kendimizi kendimiz bile anlamazken bazen, kızmak niye bütün bunlara. Bizi şaşkın olduğumuz için sevecek, komik olduğumuz için seçecek, unutkanlığımıza destek olacak sevgilerin peşinde koşmak mı hayat....?Camdan bakarken, kara çarşaflı kadının, çantasından çıkardığı simitleri bölüp kedilere vermesi mi, onları sevecen gözlerle seyrederken....Yoksa camdan benim onu gözleyişim mi hiç anlam yüklemeden ona ve yaptıklarına????

10 yorum:

Belgin dedi ki...

Hayat iste böyle bir sey, biri simit verir kedilere, birisi de öldürür hayvanciklari bahcesine girmis diye. Bu dünya ve üstünde yasayanlar....anlasilmazlar:)

leydielif dedi ki...

Bizi şaşkın olduğumuz için sevecek, komik olduğumuz için seçecek, unutkanlığımıza destek olacak sevgilerin peşinde koşmak mı hayat.

maalesef hep bu telaş içinde geçiyor hayatımız. Aradığımızı bulamayacağımızı bilsek bile öylece koşturuyoruz işte elimizde olmadan...

Serzeniş Meraklısı dedi ki...

anam sen bide gripmi olduun.. oy kıyamam gugukuma :)
bi çok post girdiğinden toplu cevap mayetinde algıla bu yorumu.. :)
şimdi winampta tüm şarkılar mevcut, karışık çalma açık... pc de arabesk yok. ona rağmen sevgili bilgisayarım depresyonel hareketler yapmamı bekliyor olacakki nerde slow şarkı var onu açıyor... garip.. ne istiyosun lan benden...
mutluluk sadece aynaya baktığımızda gördüğümüz tipsiz adam-kadın bence.. extra hiçkimseye yüklememek gerek bu anlamı... bokunu çıkarıyorlar, mutluluğuna gözü gibi, -senin baktığın gibi- bakmıyorlar..
sonra sen paramparça olan mutluluğunu buğulu gözlerle yapıştırmaya kasıyorsun.. yada buğulu gözlerle yorum yapıyosun işte...

beenmaya dedi ki...

Bir yara gibi...

Hani içinde bir yerde, senin bile farkında ol(a)madığın, gözle görülmeyen bir yanında mesela, artık senin ayrılmaz bir parçanmış; elin, gözün, kulağınmış gibi taşıdığın, her canın sıkıldığında, acıdığında veya acıttığında başkalarını istemeden, bir günün bir diğerine uymadığında mesela, kendini bilmediğin huysuz ve umarsız zamanlarında, içindeki boşluklar üşüdüğünde, şimdiye kadar kaç kişiyi üşüttüğünü düşündüğünde, başkalarına az kendine fazla geldiğinde, ya da tam tersini hissettiğinde, yakalayamadığında akıp giden zamanı, tutamadığında her istediğinde istediğin yerinden hayatı, kendini hep geç kalmış hissettiğinde, ama yetişmek için artık çabalamadığını farkettiğinde, sürekli anlaşılmadığından şikayet ettiğinde, ama sen anlatabildin mi bilmediğinde, gün bitişlerinde, mevsim geçişlerinde, her sene sana bir yaş daha eklendiğinde, bir sevgiliden ayrıldığında, bir başkasına sil baştan aşık olduğunda, bir dosta kırıldığında, ailene gücendiğinde, kimi zaman hiç sebebsiz, kimi zamansa sebebini bile bilmediğinde, el yordamıyla çabucak bulup da yerini, bir anda gün yüzüne çıkardığın, tatlı-sert kaşıyarak, canını acıtarak hatta tekrar tekrar kanattığın, ve o kan dinip o sızı geçene kadar, hani tekrar kabuk bağlayıp da içindeki o vazgeçilmez ama bir o kadar da farkedilmez yerini alana, sen kendi içinden çıkıp da tekrar yaşamla bağını kurana kadar, hem kendi hayatına hem de başka hayatlara kan kırmızı bir izle bulaştırdığın bir yara gibi yalnızlığın...

Bilirsin işte...
Boş verilmiş bir yalnızlıktır aslında seninkisi...
Ama boş değil...

Ful yaprakları dedi ki...

canım,
hayatta hepimiz yalnızız...
ne olursa olsun hep üç tarafız, iyiler, kötüler ve kararsızlar...ne olursa olsun dünya dönüyor...
önemli olan senin gibi içindeki küçük anları görmek ve tadını çıkarmak,
sevgiler,

guguk kuşu dedi ki...

Belgincim, insanlara yorumsuz bakabilmeyi istiyorum artık hiç bişeye anlam yüklemeden yaşamanın tadını merak eder oldum. Öyle güzel ilgileniyordu ki onlarla.
Evet leydicim, koşmicam artık. koşmayalım da. koştukça kaçıyo bu meret.
SeMe beylerde gelmiişleeeer, oooooo. Hadi bakalım, özlettin kendini. Bırak ya şu tatlı pizza işlerini. sen soba kur, soba kaldır, babaanne gezdir. Serzen dur. Evet grip hamladı beni. Ama yıkılmadım ayaktayım. Sümüğümü çeke çeke geziyorum. Evet yapıştrıyoruz bazen. Kırılıyor çünkü. Olsun büfede ellenmeden öylece kalmasından daha iyi. her kırık izinde binlerce anı var.
Mayam benim, sağol, ben çalar bu yorumu post yaparım be. "tutamadığında her istediğinde istediğin yerinden hayatı, kendini hep geç kalmış hissettiğinde, ama yetişmek için artık çabalamadığını farkettiğinde" evet geç kalmış hissediyorum bazen. ama bu koşmama engel olmuyor yinede. Belki koşarken yolda daha iyisini görürüz dimi mayacım.
Fulcüm, iyiler, kötüler ve kararsızlar gibi taraflar yok bende, hem iyi, hem kötü, hem kararsızım ben. ortaya şööle karışık salata gibi bişeyim galiba. ben de anlamadım şu kendimi amaaan anlamadan da oluyo işte. tek bildiğim o küçük anlar işte. nicelik olarak çok küçük ama nitelikleri ölçülemeyenlerden. Belki ben dediğim şu şey sadece o anların hatırına yaratılmış.

beenmaya dedi ki...

çal be güzelim dükkan senin dicem ama o zaten post olarak var blogumda :))

http://beenmaya.blogspot.com/2008/10/yalnizlia-dair.html

Pırıltılı cadı dedi ki...

beenmaya, bu nasıl bir yorumdu, bir solukta okudum, vauuuww dedim kendi kendime..

guguk kusumuz, yalnızız, her baskalarıyla bu yalnızlıgımızı örtmeye kapatmaya calıssakda, gun gelıyor yalnız oldugumuzu anlıyoruz, anlayacagız.. nıye ozaman bırılerıne tutunma telasımız.. bilmiyorum onu henuz cozemedım.

guguk kuşu dedi ki...

pırıltılı cadım,hangi eksik yanını tamamladığı önemli, bu tutunmak istediğin şeyin. ben nedense yalnız olmaktan bu kadar korkmayalım diyorum. yalnızlık bizi kendimize götüren yol olsun.

Pırıltılı cadı dedi ki...

evet, sankı bununfarkına varınca hayata daha sert basıyor ınsan..yalnız olmak okadar da kotu degıl.